Bir masa, üzerinde kağıt onun üzerinde birbirini çizen iki el,
onların da üzerinde bu iki eli çizen başka bir el…
Kahramanı öyküler yazan bir öykü. Bu kahraman da oyunları seviyor,
öykülerinde öyküler yazan kahramanlar yazıyor.
Kısır döngü mü sonsuzluk mu?
Ya da sonsuzlukla döngüsellik arasında ne fark var?
Kocaman bir sonsuz işaretinin üzerinde ilerleyen bir karınca sürüsünü düşünün.Bir kez geçtikleri noktadan bir kez daha geçene kadar nesiller değişiyor. Aradan çağlar geçmiş, oradan daha önce geçtiklerini hatırlayacak hiç bir üyesi kalmamış sürünün. Hepsi hayatları boyunca sürekli “ileri” gidiyorlar. Onlar için başka türlü düşünmek imkansız.
Peki ya bizim için? Zamanın, doğrusal bir çizgi gibi gemiş, şimdi ve gelecekten oluştuğunu düşünmeyi bize dayatanın dil olduğu ortaya çıktı. Peki zaman gerçekten doğrusal olduğu için mi dilimiz bu şekilde evrilmiş yoksa dilimiz öyle düşünmemize elverdiği için mi zaman doğrusal? Dilleri öyle geliştiği için zamanı döngüsel olarak algılayan yani sonsuz bir “şimdi” içinde yaşayan insan toplulukları da var. Belki gelecek kaygıları olmadığı için “geri kalmış”lar. Modern dünyaya tek katkıları toplumsal dilbilim konusu olarak da olsa, varlıklarıyla bize
yaşadığımızın kaçınılmaz veya daha doğrusu mutlak olmadığını ispat ediyorlar.
Bize zamanı anlatan doğadaki her nesne, mekanın içinde döngüsel hareketlerle “ilerlerken”, hatta zamanın ölçümü olarak üzerinde yaşadığımız mekanın dönüşünü alırken bizim zaman aldımız nasıl doğrusal olur?
Zaman algısı her ne kadar bana bir geçmiş, şimdi ve gelecek olduğunu dayatsa da okuduğum bir öyküdeki kurgu kahramanın ben onu okurken hayat bulduğunu, unuttuğum zaman da öldüğünü düşünmekten kendimi alamıyorum. Bir düşünsenize, varlığından, haberdar olmadığımız bir öykü kahramanının aslında var olduğunu, onun varlığından sizi haberdar etmeden, yani ona sizin imgeleminizde tekrar yaratmadan nasıl size anlatabilirim.
Belki de her kurgu kahramanı yazarının sonsuz tane ötekisinden biridir.

Haziran.2003 – sayı 5